Sigortacılık kavramına ilk kez MÖ 1760 yıllarına dayandığı kabul edilen Hammurabi Kanunları’nın geçtiği yazıtlarda rastlanılmıştır.

O dönemde kervan ticaretinin en büyük sorunu olan haydutların saldırıları nedeniyle kayıp yaşayan kervan sahipleri için Kral Hammurabi sermaye sahibi olan zengin kişilerden bir fon oluşturmalarını, kervan sahiplerinin yaşayacağı kayıpları tazmin etmelerini istemiştir. Fon yapısını oluşturan sermayedarlar da kervan sahiplerinden sefer başına ödeme alarak bugünkü sigorta primleri kavramının temellerini atmışlardır.

Avrupa’nın veba salgını, haçlı seferleri, Moğol istilası ve kıtlık gibi felaketlerle geçirdiği Karanlık Çağ olarak nitelendirilen dönemde lonca sistemi ortaya çıkmıştır. Karanlık Çağ ve devamında Ortaçağ’da, zanaatkârların çoğu lonca sistemi ile eğitilmiştir. Bu dönemlerde çıraklar çocukluklarını, çok düşük ücretler karşılığında ya da hiç ücret almadan ustaları için çalışarak geçirmişlerdir. Ustalık mertebesine ulaştıklarında ise loncaya aidat ödemeye başlamak ve kendi çıraklarını eğitmek suretiyle sistemi geliştirmişlerdir. Özellikle zengin loncalar, bir tür sigorta fonu görevi gören büyük sandıklar oluşturmuşlardır. Bir ustanın işletmesinin yanması halinde – ortaçağ Avrupa’sının ahşap kulübelerinde yaygın bir olay – lonca, sandıklarından fon kullanarak yeniden inşa ederdi. Bir üyenin soyguna uğraması halinde, işletme kendini toparlayana kadar lonca teşkilatı yükümlülüklerini yerine getirecekti. Yine bir lonca üyesinin aniden hastalanması veya öldürülmesi halinde, lonca onları veya hayatta kalan ailelerini desteklemek mecburiyetinde olmuştur.

Bugünkü sosyal güvenlik ve sigortacılık kavramlarının temelini oluşturan bu sistem daha fazla insanı ticaret yapmak amacıyla çiftçiliği terk etmeye teşvik etmiştir. Sonuç olarak, mevcut mal ve hizmet çeşitliliği artmıştır. 1600’lerin sonunda, koloniler kurulup egzotik mallar taşınmaya başlayınca Yeni Dünya ile eskisi arasında nakliyat sistemi oluşmuştur. Sigortacılıkta underwriting olarak adlandırılan teknik risk değerlendirme uygulaması, İngiliz İmparatorluğu için resmi olmayan ancak borsa olarak işletildiği kabul edilen Londra kahvehanelerinde ortaya çıkmıştır. Edward Lloyd’un sahibi olduğu bir kahvehane, daha sonraki adıyla Lloyd’s, tüccarlar, gemi sahipleri ve sigorta arayanlar için birincil buluşma yeri olmuştur. Buralarda Yeni Dünya’ya yolculukları finanse etmek için temel bir sistem oluşturulmuştur. İlk aşamada, tüccarlar ve şirketler girişim kapitalistlerinden finansman talep edeceklerdir. Girişim kapitalistleri, genellikle Londra’nın daha umutsuz bölgelerinden gelen kolonist olmak isteyen insanları bulmaya yardımcı olacaktır. Buna karşılık, girişim kapitalistlerine, kolonistlerin Amerika’da üreteceği veya bulacağı malların getirilerinin bir kısmı garanti edilmiştir. Yolculuk girişim kapitalistleri tarafından güvence altına alındıktan sonra, tüccarlar ve gemi sahipleri geminin yükünün güvence altına alınması için Lloyd’s’a gitmişlerdir.Burada tüylü kalemlerle yazılan ve imzalanan madde ve şartlar üzerinden günümüzün sigorta poliçelerinin temelleri atılmıştır.

17. yüzyılda hesap makinesi mucidi Fransız Blaise Pascal ve vatandaşı Pierre de Fermat, olasılıkları ifade etmenin ve böylece risk seviyelerini anlamanın formüllerini bulmuşlardır. Pascal ya da diğer adıyla Hayyam üçgeni, sigorta teknikleri hesaplanırken günümüzde de kullanılan ilk aktüer tabloları meydana getirmiştir. Böylece sigorta teknikleri, doğru risk hesaplamaları ile uygun primler alınmasını sağlamıştır. 1666’da yılındaki Büyük Londra yangını 14.000 binayı yıkmıştır. Bu olaydan bir yıl önce veba salgınından Londra’nın dörtte üçlük nüfusu kurtulmuş, ancak bu yangın sonrası büyük çoğunluğu evsiz kalmıştır. Yangın sonrası oluşan kaosa ve öfkeye bir yanıt olarak, sadece deniz sigortası ile iştigal eden sigorta şirketleri, yangın sigortalarını gündemine almıştır. Pascal’ın üçgeni ile donanmış olan bu şirketler hızla ürün gamlarını geliştirmişlerdir. 1693 yılında Pascal’ın üçgeni kullanılarak ilk mortalite tablosu oluşturulmuş ve hayat sigortaları meydana getirilmiştir. Amerika kıtasında ise sigortacılık çok sonraları gündeme gelmiştir. Çünkü hikaye burada çok farklıdır. Kolonistlerin hayatları hiçbir sigorta şirketinin risk alamayacağı tehlikelerle dolu olmuştur. Yiyecek eksikliği, yerli halkla silahlı çatışmalar ve hastalıklar nedeniyle, her dört kolonistin neredeyse üçü yerleşimin ilk 40 yılında hayatını kaybetmiştir.

Son Yazılar